7 Ocak 2015 - 10:58
Abdulbari Atvan: Arabistan büyüsü kendi aleyhine döndü.

Suudi Arabistan sınırında yaşananlarla birlikte tehlike çanları çalmaya başladı. Arap dünyasının ünlü yazarı Abdulbari Atvan, İŞİD’in Arabistan’ın sınırındaki son saldırısına değinerek, “Arabistan’ın Suriye ve Irak’ta istikrarsızlığı çıkarmak için yaptığı büyünün kendi aleyhine döndüğünü” yazdı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Er-Rayu-l Yavm gazetesi editörü Abdulbari Atvan yazdığı makalede, İŞİD gurubunun Arabistan sınırında yaptığı son saldırı olayını ele aldı.

Atvan, “Suudi Arabistan’ın devlet ve millet olarak bu ülkenin Kralı Abdullah bin Abdulaziz’in sağlığıyla ilgilendikleri bir sırada, bu ülkeden gelen resmi bir bildiride, içlerinde bir albayında bulunduğu Arabistan’ın askeri kuvvetlerinden üç kişinin, İŞİD’in dört elemanı tarafından düzenlenen sınırdaki saldırıda hayatını kaybettiklerinin açıklandığını” yazdı.

Saldıran kişilerin hepsi Arabistan güvenlik güçlerince öldürülürken içlerinden birisi teslim ol çağrısına uymadan üzerindeki bombayı patlattı ve Arabistan’ın iki güvenlik görevlisi patlama sırasında yaralandı.

Arur sınır bölgesine yapılan saldırı, kendi türüne özgü bir ilktir.

Arabistan’ın kuzey sınırlarına ilk defadır böyle bir saldırı gerçekleşiyor. Oysa Suudiler, Irak’la yaklaşık 814 km uzunluğundaki sınırları boyunca 3 binden fazla güvenlik gücünü yerleştirmiş durumda. Öte yandan, Arabistan’la sınır olan el-Abar vilayetinin büyük bir bölümü İŞİD güçlerinin denetimindedir.

Bu saldırıyla Arabistan’ın güvenliği ve istikrarı hedef alındı.

Atvan, makalesinin devamında şöyle yazıyor: Arabistan sınırlarına saldıran ve güvenlik güçleriyle çatışmaya giren bu gurubun hedefi hala belli değildir. Fakat şurası kesindir ki bu intihar gurubu Arabistan’ın güvenlik ve istikrarını hedef almaya çalıştı. İŞİD lideri Ebu Bekir el-Bağdadi yaklaşık bir ay önce You Tobe üzerinden yayınladığı bir mesajda, Arabistan vatandaşlarına bu ülkenin yozlaşmış fasit rejimine karşı ayaklanarak İŞİD’e katılmaları için çağrı yapmıştı.

İŞİD, Mekke ya da Medine’yi kendi başkenti olarak ilam etme peşinde

Bu gurubun söyleminde ilk hedef olarak Hicaz’ın ele geçirilip Mekke ya da Medine’yi İŞİD’in başkenti yapılması vurgulanıyor ve Çin’den Viyana’ya uzanan bölgelerin ve daha da genişlenecek şekilde kendi devletlerinin hegemonyasına alınması amaçlanıyor. Bir sonraki aşamada bu tür saldırıların artmasına tanık olmamız pekte uzak değil.

İŞİD akidesinin kökeninde vahhabiyet vardır

İŞİD’in temel aldığı akide ve ideolojiyi tanıyan her kes, bu akidenin kökeninde vahhabiyetin ve Muhammed bin Abdulvahhab’ın fikirlerinin olduğunu bilir. Bu konu, Arabistanlı gençlerin İŞİD’e cezp olmalarına neden olmuştur; öyle ki sosyal medya merkezlerinde yapılan bir ankete göre, genç Suudilerin % 92 si İŞİD’i ve onun aşırı fikirlerini onaylamaktadır.

 Arabistan şu anda hem iç cephede hem dış cephede çatışma halindedir.

Suudili yetkililer halihazırda iç ve dış cephelerinde mücadele halindeler ve hangi cephenin daha tehlikeli olduğunu teşhis etmeleri oldukça zordur, çünkü her ikisi de korku ve kaygının kaynağıdır. Teslim olmak yerine, kendilerini patlatan saldırganlara karşı güvenlik güçleri ne yapabilir?

Arabistanlı 5 ile 7 bin kişi İŞİD üyesidir

Yarı resmi tahminlerin belirttiğine göre, 5 bini aşkın Suudili İŞİD gurubunda ve bunların çoğu ise intihar guruplarında yer almaktadır. Oysa bazıları bu rakamı 7 binden fazla tahmin etmişlerdir ve hatta Arur sınır noktasına saldıran gurubun bu kişilerden meydana geldiği de pek uzak değildir.

Atvan, devamında şöyle yazıyor: Arabistan Kralı konuşmalarında kaç kez saptırıcı fikirlerle karşı mücadele için alimlere ve mezhebi guruplara çağrı yapmıştı ancak bu çağrıya verilen yanıtlar sınırlı olmuştu. Bu fiyasko, İŞİD taraftarlarının sıra dışı şekilde faaliyet halinde oldukları Twitter ve Facebook gibi sosyal ağlarda gözlemlenebilmektedir.

İŞİD stratejisi, korku ve vahşet üzerine kuruludur.

İŞİD’in Arabistan ve diğer bölgelerde izlediği strateji korku, vahşet ve istikrarsızlık çıkarmaya dayalıdır. Bu doğrultuda, Riyad’ın bir caddesinde Danimarkalı bir vatandaşa silah sıkılması ya da Abu Dabi’nin merkez pazarında bir Amerikalının başının kesilmesi veya yüzü kapalı beş kişinin Arabistan’ın Yemen’le olan güney sınırına gönderilmesine değinmek mümkün ki hepsi de bu yöndedir.

Petrol fiyatlarının düşmesi, Arabistanlı gençlerin İŞİD’e daha fazla cezp olmalarına neden oluyor.

Arabistan’ın İŞİD’le savaşı kolay değildir dediğimiz zaman, petrol fiyatlarının düşmesi ve Arabistan yıllık gelirinin % 50 linin altına düştüğünü unutmamak gerekir. Petrol fiyatlarının varil başına 20 dolara kadar düşeceğini dile getiren Arabistan petrol bakanı Ali Naimi’nin son açıklamalarının doğru olması halinde, bu gelişmeler İŞİD’in lehine tamamlanacak ve genç Suudilerin İŞİD’e katılma süreci hızlanacaktır. Özellikle söz konusu ülkenin gençleri arasında işsizlik oranın % 30 a vardığı bir zamanda bu sürecin hızlanması kaçınılmaz olacaktır.

Arur bölgesindeki saldırı Arabistan devleti içinde tehlike çanlarının çalmasına ve büyük tehlikenin yolda olduğunu göstermektedir. Zira Arabistan’ın geçen 80 yıla aşkın sürede güvenlik içinde olan bölgeleri şu an tehlikeyle karşı karşıya gelmiştir.

Arabistan’ın büyüsü, kendi aleyhine döndü.

Suudili yetkililer geçtiğimiz 4 yıl boyunca şiddeti ve terörizmi kendi sınırlarından uzaklaştırmak ve ezilmiş olan aşırı gençleri komşu ülkelere özellikle Irak ve Suriye’ye göndermek için çalıştılar ve onların Suriye, Irak, Mısır ve Yemen’deki faaliyetlerini desteklemek için milyarlarca dolar harcadılar. Ancak bu kanlı stratejinin tersinden sonuçlar verdiği ve büyünün büyücünün aleyhine döndüğü görünmektedir.

Arabistanlı alimler heyeti, olaydan hemen sonra “bu olayı” terörist bir saldırı olarak kınayıp devletin sapık fikirlere karşı aldığı katı önlemleri desteklediler. Kanaatimize göre, Suudili yetkililer bu olayları kınamaktan öte adınlar atması gerekiyor ve bu yönde atılacak ilk adım, içteki şartlara düzen verip güçlü bir liderliğin seçilmesi, adalet, eşitlik vs. değerlerin yaygınlaştırılması, siyasi reformların yapılması ve bazı civar ülkelerinden ibret alınmasıdır.    

Çev: Mehmet Gönül

Ekler